Eğitimci & Yazar – Şahsenem PARLAK – “Aşkın Takvime Direndiği Yerler”

“Sen yanımdayken

takvimler sustu bir süre,

sonra günleri icat ettiler,

bizi unutmak için.”

Aşk başladığında zamanla kurulan ilişki bozulur; günler sayılmaz, saatler anlamını yitirir. İnsan ne zamandır sevdiğini değil, hâlâ sevip sevmediğini düşünür. Belki de bu yüzden aşk, tarih boyunca takvimle en zor anlaşılan duygulardan biri olmuştur.

Takvim düzen ister,

Aşk dağınıklık;

Takvim hatırlatır,

Aşk unutturur.

Ne diyordu Turgut Uyar:

“Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.”

SAHİ, HİÇ TAKVİM TUTMADAN SEVDİĞİNİZ BİR DÖNEM OLDU MU?

Günlerin adının silindiği, sadece “hâl”in kaldığı bir zaman… Neydi o şarkı?

 

“Şimdi zaman sensizliğin ertesi.”

 

İnsanlık tarihi bu eksilmeye direnen aşklar üzerinden okunabilir.

Dante’nin Beatrice’i neredeyse hiç yaşanmamış bir aşktır ama Dante’nin bütün düşünce dünyasını şekillendirir. Dante, Beatrice’i ilk kez dokuz yaşında görür. İlahi Komedya’ya ilham kaynağı olan aşkın hikâyesi diyeceğimiz bir hikâye bile yoktur ortada. Dante hayatına yön verecek bu kadını ilk kez 9 yaşında gördüğünde Beatrice sekiz yaşındadır. İkinci ve son görüşünde ise aradan on yıl geçmiştir; bu da uzaktan görmedir sadece. Ancak Dante, annesinin isteği üzerine başkasıyla evlenmiştir. Bu süreçte bir şövalyeyle evli olan Beatrice, yirmili yaşların başında hayata veda etmiştir. Dante bizlere metafiziksel aşkın yüceliğini ve derinliğini kanıtlamıştır.

Aşk burada sahip olunan değil, dönüştüren bir kuvvettir.

KAVUŞULMAYAN AŞK DAHA MI DERİNDİR, YOKSA BU ROMANTİK BİR EFSANE MİDİR?

Doğu anlatılarında da benzer bir derinlik vardır. Leyla ile Mecnun’da aşk kavuşulmayla değil, vazgeçişle büyür. Mecnun’un çöllere düşmesi bir kayıp değil, bir geçiştir. Leyla artık bir kişi değil, bir aşk olur. Ne diyordu mesela en son Bursa’lık Makamı adlı şarkısında:

 

“Leyla’dan geçme faslındayım, Mevla’yı bulma yollarında.”

 

Bugün Leyla ile Mecnun yaşasaydı, hikâye kaç gün sürerdi diye düşünmeden edemiyorum. Modern zamanlara yaklaştığımızda Nazım çıkar karşımıza. Piraye’ye yazılmış mektuplar, bir sevgiliye yazılmış satırlardan çok hayata tutunma çabasıdır. Hapishane, sürgün, ayrılık… Aşk burada romantik bir konfor değil, bir direniş biçimidir. Gösterilmez, taşınır. Belki de bu yüzden bugün hâlâ bize dokunur.

BİR AŞKI GÜÇLÜ KILAN ŞEY SİZCE NEDİR?

RAHATSIZLIK MI, DAYANIKLILIK MI?

Roland Barthes, üniversite yıllarımda defalarca okuyup, altını çizdiğim yerleri öğrenci evimin duvarlarına astığım “Bir Aşk Söyleminden Parçalar” adlı kitabında aşkı bir duygu değil, bir söylem olarak alır.

 

Aşk düzgün konuşamaz; tekrar eder, susar, bekler, içinden konuşur…

 

Aşk bir hikâye değil, parçalı bir dildir ve belki de bu yüzden canlıdır. Modern dünya bu parçalı dili sevmez; netlik ister, tanım ister.

 

“Şimdi biz neyiz?” sorusu artık bir merak değil, güvenlik talebidir. Bilinmezlik tehdit olarak algılanır.

 

Schopenhauer’a göre de aşk bir yanılsamadır; türün kendi varlığını sürdürmek için bireye oynadığı bir oyundur. Ama bu yanılsama da olmasaydı insan hayata katlanamazdı bence.

 

Yani aşk belki de akılla açıklanamayan fevkalade bir hatadır. Ve biz artık bunu bile ölçülebilir hâle getiriyoruz.

 

Ne aldık, nereye gittik, paylaştık mı?

 

Kaç beğeni aldı?

Duygu artık yaşanan değil, kanıtlanan bir şeye dönüşüyor.

Belki de şairler bu yüzden vardır; yol gösterirler. Şairler aşkı büyütmez, sadeleştirirler. Çünkü aşk ölçülmeye başladığında kırılır.

AŞK; üzerine sabahlara kadar konuşsam doymayacağım mevzu…

Vee yine geldi çattı o gün:

 

14 Şubat.!

 

“Aşkın günü olmaz” deriz ama yine de o gün bir hediye bekleriz. Aslında Sevgililer Günü aşkı hatırlattığı için değil, aşkı tek güne sıkıştırdığı için problemlidir bence.

 

14 Şubat’ta yaşanan telaş aşkın büyüklüğünden değil, ertelenmişliğinden doğar. Belki bütün bu mozaik şunu söyler: Aşkın günü olmaz ama ihmal edildiğinde de takvim icat edilir.

Yazımı Nazım Hikmet ile bitireyim:

“Kelebek misalidir aşk;

Anlamayana ömrü günlük,

Anlayana bir ömürlük.”

Çok sevin,

Çok sevilin.

İncelikli kalplere denk gelin.

Sevgilerimle…

 

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Subscribe to My Newsletter

Subscribe to my weekly newsletter. I don’t send any spam email ever!

Subscribe to My Newsletter

Subscribe to my weekly newsletter. I don’t send any spam email ever!