Z Raporu: Yorgun Bir Ayın Hikâyesi
Aralık: Koşar Adım Yaşanmış Bir Yılın Kapanış Defteri
Ne yorgun bir aysın sen.
Koşar adım yaşanmış bir yılın kapanış defteri.
Z raporu biraz da…
Bizler, dehşet bir telaş içindeyken,
Sen öyle sakin, dingin ve kendinden fevkalade emin;
Kimi güneşle, kimi hafiften soğuğa alıştıran merhametinle koskoca 365 günün son perdesisin.
Mevsimlerin Ruh Hâli: Yazdan Aralık’a
Kuşkusuz yaz hiçbir şey düşünmeden öyle gelişine yaşanır;
Sonbaharda hepimizi garip bir kışa hazırlık telaşı alır.
Aralıkta ise, tabiri caizse,
Yıl boyunca yaşadıklarımızın saklandığı sandık aralanır.
Dışarıda beklenmeyen beylik bir soğuk başlamaya görsün,
İçimizi ısıtacak tatlı bir şefkat aranır;
Sahlepler, bozalar, kestaneler, kabaklar akşam keyiflerinde sehpada yavaştan yerini alır.
Sosyal medyada “Aralık gelmiş hoş gelmiş”li postlar sıralanır…
Ama hele yılbaşına yakın kar yüzü görmeyelim, hemen hayıflanarak:
“Sen de biraz Aralık olmanın hakkını ver,”
diye söylenmeye başlanır.
Kişisel Bir Dönüm Noktası: 365 Eksi Bir
Tam da 365 günün tamamlanmasına birkaç gün kala,
Bu satırları yazıyorken paylaşmadan edemeyeceğim bir şey var:
Haziran ayında “365 Eksi Bir” isimli kitabım çıktı.
İmza günleri, söyleşiler, programlar derken benim için hayallerimin gerçekleştiği bir yıl oldu.
Hatta bir de sloganımız vardı:
“Yoksa siz hâlâ 365 Eksi Bir’leştiremediklerimizden misiniz?”
Velhasıl şahsım adına dolu dolu, iç içe geçen bir yıl oldu 2025…
Ama insan, kendi hayatı ne kadar hareketli olursa olsun, toplumun nabzını duymazdan gelemiyor.
Bir Yılın Sosyolojik Z Raporu
1. Toplumsal Yorgunluk ve Tükenmişlik
Duygusal yorgunluk toplumsal hâle geldi.
Sürekli değişen gündem, arka arkaya gelen krizler, kapanan umut pencereleri…
Toplumsal ruh hâlinin tonu belirgin şekilde tükenmişlikti.
2. Dijital Dikkatin Çöküşü
Odaklanma süreleri kısaldı.
Derin okuma neredeyse bir lüks hâline geldi.
Duygu yerine hız; anlam yerine tüketim öne çıktı.
3. Gelecek ve Geçim Kıskacı
Gençlerde gelecek endişesi, yetişkinlerde geçim endişesi arttı.
Aile içi konuşmalar bile ekonomik kaygı eksenine oturdu.
4. Kadın Dayanışmasının Yükselişi
Kadınların görünürlüğü ve dayanışması büyüdü.
Şiddete karşı birlik çağrıları toplumsal hafızada güçlü bir yer edindi.
5. Göç ve Şehir Sosyolojisinin Değişimi
Mahalle kültürleri dönüşmeye başladı.
Şehirde hem kalabalık hem yalnız bir yaşam biçimi yerleşti.
6. Sessiz İçe Kapanış
Sosyal geri çekilme oranları yükseldi.
Sohbetler azaldı, yazışmalar bile kısaldı.
İnsan, kendini ifade etmenin yollarını kısaltarak bir savunma geliştirdi.
7. Kültürel Üretimde Yeni Yönelimler
Küçük üreticiler daha fazla ses getirdi.
Toplum yeni hikâyeyi küçük yerlerden duymaya başladı.
Aralık’ın Fısıltısı
Tüm bu karmaşanın içinde Aralık hâlâ sakin.
Sanki bize şunu hatırlatıyor:
“Bu yıl ne olursa olsun, sen yine kendine dön.
Sandığı aç, bak, anla, bırak ve devam et.”
Bu yüzden Aralık yalnızca yorgun bir ay değil;
Aynı zamanda hesaplaşmanın, demlenmenin ve yavaşlamanın ayı.
Bu Yılın Notu: Hâlâ Buradayız
Ve bu yılın Z raporunda en çok şunu not düşmek gerekiyor:
Hâlâ buradayız.
Hâlâ umut edebilme kapasitemiz var.
Ve her Aralık, kendine dönebilene bir kapı aralıyor.
Yeni Yıla Dair
Hepinize;
heyecanınızın ve umudunuzun taze kaldığı,
gelen günlerinizin geçen günlerinizden daha iyi olacağı bir yıl dilerim.
Sevgilerimle…
Sonbahar, yalnızca bir mevsim değildir; kalbin içinde esen rüzgârın adıdır.
Biraz eksilmek, biraz yavaşlamak, biraz da kendine dönmektir.
Tıpkı aşk gibi — bir zamanlar coşkulu bir ilkbaharken, şimdi içinde düşünce taşıyan bir sonbahara dönüşür.

Aşk, yüzyıllardır insanın hem en büyük tesellisi hem de en derin yarası olmuştur. Fakat bu çağda, aşkın biçimi de dili de değişiyor. Bauman’ın “akışkan modernite” dediği dönemde, ilişkiler de akışkanlaştı. Kurulan bağlar kök salmadan çözülüyor, “birlikte”lik duygusu geçiciliğin gölgesinde soluyor. Aşk artık bir sığınak değil, bir deneyim alanı gibi yaşanıyor; başlanıyor, yaşanıyor, bitiyor — bazen bir “çıkış bildirimi” kadar kolaylıkla.
Oysa eskiden, aşk bir emekti. Mektuplar yazılırdı, beklenirdi, özlemler sabırla taşınırdı. Şimdi hızın içinde kaybolduk. “Seni seviyorum” demek, bir bildirim sesi kadar kısa, bir anlık etkileşim kadar yüzeysel hale geldi. Fromm’un dediği gibi, “Aşk bir duygudan çok bir eylemdir.” Bizse artık eylemi değil, etkilenmeyi seviyoruz.
Toplumsal ilişkilerde de aynı hız hâkim. İnsanlar birbirine yakın ama aslında çok uzakta. Dostluklar, aile bağları, hatta dayanışma duygusu bile görünür olma isteğiyle biçimleniyor. Sosyal medya, duyguların vitrinine dönüştü. Simmel’in yüzyıl önce söylediği “modern hayatın trajedisi” bugün daha görünür: çok şey biliyor, az şey hissediyoruz.
Kierkegaard, “Aşk, benliğini kaybetmeden bir başkasında yeniden bulmaktır” der. Oysa biz, kaybolmaktan korktuğumuz için sevmeye çekiniyoruz. Modern insanın aşkı; temkinli, hesaplı ve çoğu zaman yalnız. Sevilmek istiyor ama değişmek istemiyor. Oysa aşk, bir dönüşümdür; kendinden biraz eksilmeden kimse bir başkasına yer açamaz.
Peki, bu çağda derin bir sevgi hâlâ mümkün mü? Belki evet. Ama artık o derinlik, kalabalıklarda değil, sessizlikte saklı. Bir bakışta değil, bir anlayışta gizli. Sevgi, yeniden tanımlanmayı değil, yeniden hissedilmeyi bekliyor. Çünkü aşk, büyük sözlerde değil; küçük sabırlarda, dinlemelerde, susmalarda yaşar.
Toplum aşkı bir tüketim nesnesine dönüştürmüş olabilir ama bu, onu tamamen kaybettiğimiz anlamına gelmez. Belki de bu hız çağında en büyük direniş, yavaş sevmektir. Yavaşlık, derinliğin kardeşidir. Birini gerçekten tanımaya zaman ayırmak, modern dünyanın en sade ama en devrimci eylemidir.

Ve şimdi yine güz geldi, Ömür Hanım. Rüzgârın sesi pencerede, caddelerde dökülen yapraklar, havadaki ince hüzün… Kimimiz bir kaybın ardından susuyor, kimimiz hâlâ bir ses bekliyor. Fakat içimizde aynı soru dolaşıyor: Aşk mı değişti, yoksa biz mi artık eskisi kadar derinden hissedemiyoruz?
Belki cevap doğada saklıdır. Her sonbaharda yapraklar dökülür ama ağaç köklerini bırakmaz. Aşk da öyledir: biçim değiştirir ama özünü korur. Değişen yalnızca zamanın ritmidir, sevmenin anlamı değil. Çünkü insan, ne kadar modernleşirse modernleşsin, kalbin dili hep aynı kalır — biraz sessiz, biraz kırılgan ama her daim umutlu.
Ve şairin dediği gibi:
“Bir kalbiniz vardı,unutmayınız”
- sahsenem.parlak






