UZM . PSK. ANGELA ORGE -“Küçük Kalplerin Görünmeyen Yükü: Çocuklarda Kaygı”

“Her çocuk, kaygısının arkasında görünmeyen bir hikâye taşır!”

Bir çocuk sabah okula gitmek istemediğinde, bazen sadece “inat ediyor” sanırız, “naz yapıyor” deriz.

Ama ya o küçük beden, aslında “kaygı” ile baş etmeye çalışıyorsa?

Bazı çocuklar vedalaşırken ağlar, bazıları karın ağrısından şikâyet eder, bazıları sessizleşir ya da geceleri altını ıslatır.

Bu davranışların ardında çoğu zaman bir isyan ya da inat değil, görülmeyi bekleyen bir duygusal fırtına, bir korku yatar.

Kaygı, çocuğun duygusal dünyasında “bir şeyler yolunda değil”, “benim içimde bir şeyler karıştı” deme biçimidir.
Eğer bu sinyal ciddiye alınmazsa, zamanla hem benlik algısını hem de öğrenme sürecine gölge düşürür, yaşam güvenliğini zedeleyebilir.

Anaokulu Döneminde Kaygı (3–6 Yaş)

Bu yaş dönemi, çocuğun “dünya güvenli bir yer mi?” sorusuna yanıt aradığı en kırılgan yıllardır.
Anne-babadan ayrılmak, yeni bir ortama girmek, yabancı yüzlerle tanışmak, öğretmen figürüyle ve otoritesiyle tanışmak, karmaşık kurallar veya sınıftaki kalabalık ve yüksek sesler bile tehdit gibi algılanabilir. Hepsi birer stres kaynağı olabilir.
Kaygı, bu yaşlarda genellikle bedensel belirtiler yoluyla kendini gösterir:

• Karın ağrısı, mide bulantısı

• Uykuya dalmada zorlanma

• Tırnak yeme, saçla oynama

• Alt ıslatma (gece ya da gündüz)

• Ağlama veya aşırı sessizlik

• Anneye yapışma, ayrılmakta zorlanma, aşırı bağımlı davranışlar
Bu belirtiler, çocuğun duygularını kelimelere dökemediklerinde bedenin konuşma biçimidir.
Örnek olarak:

Beş yaşındaki bir çocuk, her sabah okula gitmeden önce “karın ağrısı” yaşar. Doktora götürülür ama fiziksel bir neden bulunamaz. Aslında bu ağrı, ayrılık kaygısının bedensel yansımasıdır.

Okul Kaygısının Görülmeyen Kökleri

Bir çocuk ağlarken bazen yeni ortamları değil, içindeki yükü reddeder.

Birçok ebeveyn “okuldan korkuyor” der ama kaygının kaynağı her zaman okul değildir.

Bazı çocuklarda okul kaygısı, okul öncesinde bastırılmış duyguların bir dışavurumudur.

Evde yaşanan huzursuzluk, anne-baba arasındaki gerginlik, boşanma, kardeş doğumu, kayıp, taşınma ya da uzun süreli ayrılıklar — çocuğun iç dünyasında güven duygusunu zedeler.

Bu duygular ifade edilemediğinde çocuk, “güvenli alan” olarak gördüğü ebeveynlerden ayrılmakta zorlanır.

Zamanla bu durum okuldan korkma, mide bulantısı, ağlama veya altını ıslatma, kakasını tutma şeklinde ortaya çıkabilir.

Bir başka ifadeyle: Kaygı bazen okuldan değil, okula gitmeden önce yaşanmış ve bastırılmış duygulardan beslenir.

Bu durumda çocuk aslında okuldan değil, yeniden ayrılmaktan ve yalnız kalmaktan korkar. Duygu tanıdık, ancak yine de yönetememektedir.

İlkokul Döneminde Kaygı

İlkokula başlayan çocuklarda kaygı artık “iç ses” hâline gelir. Artık mesele sadece anneden ayrılmak değildir.
Çocuğun zihninde şu sorular yankılanır:
“Ya yapamazsam?” / “Ya öğretmen kızarsa?” / “Ya arkadaşlar beni sevmezse?”

Bu düşünceler, çocuğun hem akademik hem de sosyal uyumunu etkiler.

Kaygı kendini şu şekillerde gösterebilir:
• Aşırı uyumlu veya sessiz davranışlar
• Dikkat dağınıklığı, unutkanlık, kafa karışıklığı
• Karın ağrısı, baş ağrısı
• Okula gitmeyi reddetme
• Aşırı sorumluluk alma veya mükemmeliyetçilik

Örnek olarak:
Sekiz yaşındaki bir öğrenci, sınav sabahları mide bulantısı yaşar. “Hata yaparsam öğretmenim üzülür” diye kaygılanır.
Bu söz, aslında çocuğun başarısızlıktan değil, değersiz hissetmekten korktuğunu gösterir.
Zamanla bu kaygı, özgüven eksikliğine dönüşür.

Kaygı Görmezden Gelinirse…

Kaygı, ele alınmadığında bir çocuğun içsel dünyasında sessizce büyür.

Zamanla:
• Akademik başarısızlık
• Sosyal geri çekilme
• Uyku bozuklukları
• Özgüven kaybı
• İleri yaşlarda anksiyete bozuklukları, sosyal fobi ya da depresyon gibi sorunlara zemin hazırlar.

Bu çocuk uzun süre kaygıyla yaşarsa, dünyayı güvenli değil tehlikeli bir yer olarak algılar.

Bu algı da yetişkinlikte dahi “yetersizlik” ve “güven kaygısı” temalarıyla devam edebilir.

Ebeveynler İçin Psikolojik Öneriler

• Duyguyu, kaygıyı küçümsemeyin.
“Abartma, korkacak ne var?” yerine “Seni anlıyorum, bu senin için zor” deyin.

Bu cümle, çocuğun sinir sistemine “güvendesin” mesajı verir.

• Vedalaşmaları kısa tutun.
Kapıda uzayan vedalar, çocuğun kaygısını büyütür.
“Ben gidiyorum, seni okul çıkışında alacağım” deyip net ve kararlı bir şekilde ayrılın.

• Rutin oluşturun.
Kaygılı çocuk için öngörülebilirlik çok değerlidir. Sabah kalkış, kahvaltı, okul hazırlığı gibi süreçler belirli düzende olmalıdır.

• Kendi kaygınızı fark edin.
Çocuk, ebeveynin duygusal tonunu sezgisel olarak hisseder. Ebeveyn kaygılıysa, çocuk bunu içselleştirir. Önce kendi kaygınızı tanımayı ve yönetmeyi öğrenin.

• Oyun terapisi ve duygusal farkındalık çalışmaları.
Oyun çocuğun dili; çizim, duyguların izidir.
Bu alanlarda bir psikologla yapılacak çalışmalar, kaygının kök nedenlerine ulaşmak için güvenli bir yoldur.

Ne Zaman Uzman Desteği Almalı?

Eğer çocuğunuzda;
• Sürekli karın ağrısı, baş ağrısı, alt ıslatma
• Uyku sorunları veya kâbuslar
• Okula gitmeyi reddetme
• Aşırı korku ya da çekinme
• Tırnak yeme, saç koparma gibi davranışlar uzun süredir devam ediyorsa, bir çocuk psikoloğuna başvurmak gerekir.

Kaygı erken dönemde fark edilirse kolaylıkla yönetilebilir.
Ancak ertelendiğinde, duygusal dünyada derin izler bırakabilir

Küçük Bir Ebeveyn Testi: “Çocuğumun Kaygısını Ne Kadar Fark Ediyorum?”

Aşağıdaki maddelere Evet / Hayır olarak yanıt verin:

• Çocuğum sık sık karın veya baş ağrısından şikâyet ediyor.

• Okula gitmeden önce ağlama veya direnç yaşıyor.

• Gece altını ıslatma davranışı gözlemliyorum.

• Günlerce kakasını tutabiliyor, yapmayı reddediyor.

• Gece uykudan sık uyanıyor, bazen yalnız uyumak istemiyor.

• Tırnak yeme, saçla oynama, elbise ucunu çiğneme gibi tekrarlayan alışkanlıkları var.

• “Ya hata yaparsam” diye cümleler sık sık kuruyor.

• Yeni ortamlarda sessiz veya çekingen davranıyor.

• Uykuya dalmakta zorlanıyor.

• Gün içinde sık sık “ya böyle olursa” tarzı endişeler dile getiriyor.

4 veya daha fazla “evet” cevabı, çocuğunuzda kaygının yüksek olabileceğini gösterir.

Bu durumda bir uzmanla görüşmek, destek almak hem çocuğunuzun duygusal yükünü hafifletir hem de ailenizdeki güven ortamını güçlendirir.

Kaygı, çocuğun iç dünyasından gelen bir yardım çağrısıdır; cezayı değil, anlayışı hak eder!

Son Söz Olarak

Kaygı, bir çocuğun “beni duy, beni anla” diyen sessiz bir yardım çağrısıdır.

Bazen ağlayarak, bazen sessizliğiyle, bazen tırnaklarını yiyerek, bazen de altını ıslatarak anlatır.

Biz yetişkinlere düşen, o sessiz çığlığı duymak ve yanında olmaktır.

Çünkü her kaygının içinde, anlaşılmayı bekleyen küçük bir kalp vardır.

Özel: Bir Duygusal “Güven Sihri”

Gece çocuğunuz uyuduktan sonra yanına gidin ve sırtını okşayarak ona fısıldayın:

 

 

GÜVENDESİN – YALNIZ DEĞİLSİN – SENİ SEVİYORUM!

 

 

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Subscribe to My Newsletter

Subscribe to my weekly newsletter. I don’t send any spam email ever!

Subscribe to My Newsletter

Subscribe to my weekly newsletter. I don’t send any spam email ever!