UZM . PSK. ANGELA ORGE -“Alışveriş Neyi Tamamlıyor?”

Görünmeyen açlıklar…

Bazı insanlar duygularını sözcüklerle ifade eder, bazıları içine atar, bazıları ise hayatta görünmez bir yorgunluğu taşır. Ama bir grup vardır ki… kimse tam anlayamaz. Onlar bir mağazaya girdiklerinde içleri huzurla dolar. Rafların arasındaki düzen onları rahatlatır. Etiketlere bakarken sanki dünya birkaç saniyeliğine durur.

Bir kıyafet, bir çanta, bir parfüm… Bunların hiçbiri aslında eşya değildir; hepsi kısa süreli bir nefes, küçük bir mola, duygusal bir pansuman hissi yaratır.

Biz Aslında Ne Satın Alıyoruz?

Birçok insan fark etmez ama çoğu zaman biz bir ürün satın almayız.

Biz bir duygu satın alırız.

Ve o duygu çocukluğun bir yerinde unutulmuş, hâlâ görülmeyi, fark edilmeyi bekleyen yanımızdan gelir.

Çocuklukta Başlayan Hikâye

Bazılarımız küçükken ihtiyaç duyduğu birçok şeyi zamanında aldı; ayakkabısı bozulduğunda yenisi hemen geldi.

Bazılarımız ise hep ertelendi: “Şimdi sırası değil, idare edersin.”

Bazılarımız, kardeşinden kalma montu giydi, başkasından kalan oyuncakla oynadı, eşyaya hep başkalarının hikâyesi bulaştı.

Bazılarında eşya bir ödüldü: hak edersen vardı.

Bazılarında eşya bir cezaydı: davranışın iyiyse alınır, kötüysen geri verilirdi.

Eşya, hiçbir zaman sadece eşya değildi.

Değerin, sevginin, hak etmenin görünür hâliydi.

Biz Aslında Ne Satın Alıyoruz?

Bu yüzden bugün, yetişkin olduğunda bir mağazaya girdiğinde içini kaplayan o anlık ferahlık… yıllar önce kök salmış bir duygunun bugünkü tercümesidir.

Bazılarımız alışverişle “ben de varım” demeye çalışır.

Bazılarımız eksik bırakılmış sevgiyi telafi etmeye.

Bazılarımız yalnızlığını, öfkesini ya da ertelenmişliğini susturmaya.

Ve evet… bazılarımız kendini sevilmiş gibi hissetmeye çalışır.

Poşetler Doldukça Eksilen Şey

Bir alışveriş poşeti bazen içimizdeki fırtınayı birkaç dakika için susturabilir.

Ama poşetler biriktikçe fark etmeden başka yerlerden eksilmeye başlarız.

İlk önce kendimizden eksiliriz.

Gücümüzü nesnelere emanet ettikçe, kendi duygularımıza olan güvenimizi kaybederiz.

Bu döngü devam ettikçe insan “ben kendi kendimi iyi edemiyorum” yanılgısına düşer.

Ve bu, en sarsıcı yaralardan biridir.

İlişkilere Yansıyan Sessiz Yük

Alışverişle bastırdığımız duygular zamanla ilişkilerimizde de görünür hâle gelir.

Partnerimize, arkadaşımıza, ailemize anlatamadığımız eksiklikleri torbaların içine saklarız.

Ama o çözümler kısa sürer.

Kısa sürdükçe yeniden alışveriş isteriz.

Ve bu döngü, ilişkilere kırılganlık, yüzeysellik ve mesafe getirir.

“İyileşiyorum” Yanılsaması

Hayattaki yorgunluklar, işteki değersizlik hissi, yalnızlık, kaygı, belirsizlik… Hepsi bu döngüyü besler.

Ve en tehlikelisi şudur:

İnsan bu döngüyü “iyileşiyorum” sanarak yaşar.

Oysa bu, sadece duyguların üzerini örten bir battaniyedir.

Asıl fırtına, poşet kapandığında yeniden başlar.

Zihnin Anı Kurtarma Modu

Alışveriş döngüsü devam ettikçe zihin “anı kurtarma sistemine” bağlanır.

Gelecek planları zorlaşır.

Uzun vadeli mutluluk becerisi zayıflar.

Ve kişi kendi iç dünyasına yabancılaşmaya başlar.

Bedenin Hikâyeye Dahil Oluşu

Bedenimiz bile bu döngüye çekilir.

Kıyafet denerken hissettiğimiz o küçük coşku aslında bedenimizi “ilk kez fark ediyor oluşumuzdur.”

Fakat zihin bunu yanlış öğrenir ve duygusal bakımın yerini satın alma heyecanı alır.

Bedenimize göstereceğimiz özen, öz-şefkat, duygusal temas… hepsi ertelenir.

Çünkü zihin şöyle der:

“Nasıl olsa parayla iyi hissediyorum.”

Ama parayla sadece ertelenir.

Toparlanmaz.

Beyindeki Sessiz Mücadele

Derinlerde, sandığımızdan daha biyolojik bir hikâye çalışır.

Bir eşyanın etiketine uzanırken aslında elimiz korteksimize değil, limbik sistemimize uzanır.

Karar verme, planlama, “Bu gerekli mi?” diye soran yer prefrontal kortekstir.

Ama ani alışveriş isteğini tetikleyen limbik sistemdir; yani duygularımızın, eski yaraların, tanıdık boşlukların hafızası.

Bu nedenle bazen “Bu bana lazım mı?” sorusunu bile duymayız.

Aslında şöyle deriz:

“Bana bu his geçsin.”

Limbik sistem, çocukken verilmediğini düşündüğün bir duyguyu görünce hemen harekete geçer:

“Al, belki bu sefer tamamlanırsın.”

Korteks ise daha yetişkin bir yerden fısıldar:

“Gerçek iyileşme satın alınmaz.”

Nöropsikolojik Sonuçlar

Bu iç çatışmanın farkında olmadığımızda alışveriş bir duygusal uyuşturma hâline gelir.

Uyuştuğunda insan hissettiğini sanar ama aslında hissetmekten kaçar.

Bu döngü devam ettikçe nöropsikolojik düzeyde üç şey olur:

  • Dopamin eşik değeri yükselir; aynı heyecan için daha çok “yeni bir şey” gerekir.
  • Prefrontal korteks geri çekilir; düşünme ve filtreleme zayıflar.
  • Duygusal düzenleme becerisi körelir.

Ve bütün bunlar benlik saygısını yavaş yavaş eritir.

Gerçek Yakınlaşma

İnsan kendine yaklaştıkça ihtiyaçları sadeleşir.

Kendinden uzaklaştıkça alışverişe yaklaşır.

Gerçek iyileşme, duygunun kaynağına dönebildiğinde başlar.

Ve aslında çözüm karmaşık değil.

Sadece biraz daha sakin, biraz daha dürüst bir temas istiyor.

Küçük Sorular, Büyük Kapılar

Bir alışveriş isteği geldiğinde insan kendine sorabilir:

“Bu istek nereden tanıdık?”

“Altında hangi duygu var?”

“Gerçekten neye ihtiyacım var şu anda?”

Bu sorular bir yasak ya da görev değil; kendine açılan küçük pencerelerdir.

İnsanı kendine yaklaştıran mini farkındalık kapılarıdır.

Beyinde de limbik sistemin hızını yavaşlatıp korteksi devreye alır.

Ve o bir dakikalık duruş bazen yıllardır ertelenmiş bir duygunun yüzeye çıkmasına izin verir.

Alışveriş Keyfe Döndüğünde

İnsan duygusunu tanımayı öğrendikçe alışveriş bir kaçış yolu olmaktan çıkar; bir keyif alanına dönüşür.

Ve bu dönüşüm hafif, sade ve gerçek bir yaşamın kapısını açar.

Ünlü bir söz vardır:

“En büyük lüks, zihnin huzurudur.”

Bu huzur hiçbir zaman bir poşetle gelmez.

Ama kendine bir dakika ayırarak gelebilir.

Terapi ve Eşlik

Çünkü sonunda herkesin öğrendiği şey aynıdır:

Hiçbir eşya, kendi duygunu duyabildiğin kadar iyileştirici değildir.

Bu yolculuk elbette kendi başına da başlayabilir; pek çok insan ilk adımını yalnız atar.

Ama insan kendi duygularının labirentine girdiğinde çoğu zaman aynı döngüye, aynı çıkmaza geri döner.

Duygularla tek başına mücadele etmek zordur; yorucu, ağır ve çoğu zaman karışıktır.

Bir terapistle yürümek bu yüzden kıymetlidir.

Terapi, insanın yargılanmadan, küçümsenmeden, kıyaslanmadan kendini açabildiği nadir alanlardan biridir.

Birlikte İyileşme

Terapist, kişinin görünmeyen yaralarını taşır, duyguların dilini çözmesine eşlik eder ve bu derin yolculuğu güvenle tutar.

İyileşme yalnız bir yürüyüş değildir.

Bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey şudur:

Birinin karşısına oturup:

“Yalnız değilsin. Buradayım. Birlikte iyileşebiliriz.” diyebilmesidir

Son Söz

Eğer duygularını susturmak için tükenmeye devam edersen, bir gün en değerli varlığın; kendini kaybedersin.

Ama kendini duyduğun anda, içindeki boşluğu eşyalarla değil, kendi gerçeğiyle yüzleştiğin o sessiz anlarla doldurursun.

Çünkü iyileşme, bir mağazanın ışıklarında değil, kendi iç ışığını fark ettiğin yerde başlar.

Sizi rahatlatan yeni bir etiket değil,

o etiketten bağımsız olarak

“Ben iyiyim. Kontrol bende.”

diyebilme ve hissedebilme cesaretidir.

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Subscribe to My Newsletter

Subscribe to my weekly newsletter. I don’t send any spam email ever!

Subscribe to My Newsletter

Subscribe to my weekly newsletter. I don’t send any spam email ever!