Funda TÜYLÜOĞLU – “Çanakkale: Bir Milletin Destanı”

BİR YOLCUYA 

Dur yolcu! 

Bilmeden gelip bastığın 

Bu toprak, bir devrin battığı yerdir. 

Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın 

Bir vatan kalbinin attığı yerdir. 

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda 

Gördüğün bu tümsek, 

Anadolu’nda İstiklal uğrunda, namus yolunda 

Can veren Mehmed’in yattığı yerdir. 

Bu tümsek, koparken büyük zelzele, 

Son vatan parçası geçerken ele, 

Mehmed’in düşmanı boğduğu sele 

Mübarek kanının akıttığı yerdir. 

Düşün ki, haşrolan kan, kemik eti 

Yaptığı bu tümsek, amansız çetin 

Bir harbin sonunda bütün milletin 

Hürriyet zevkini tattığı yerdir. 

Necmettin Halil ONAN 

Çanakkale… Bir cephe değil, bir milletin varoluş mücadelesi… Bir meydan değil, fedakarlığın, vatanseverliğin, dayanışmanın, birlik ve beraberliğin, kahramanlığın vücut bulmuş hali…

Tarihler 28 Haziran 1914’ü gösterdiğinde dünya, Avusturya Macaristan veliahtı  Arşidük Franz Ferdinad ve eşi Sophia’nın  Saraybosna’yı ziyareti sırasında bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi haberi ile çalkalandı. Başlangıçta sadece Avusturya-Macaristan ile Sırbistan arasında başlayan bu savaş, tohumları 18. yüzyıldan itibaren ekilmiş bloklaşmanın etkisi ile tüm dünyayı saran bir ateşe dönüştü. Bir tarafta İngiltere, Fransa, İtalya  ve Çarlık Rusya’sının dahil olduğu İtilaf Devletleri  diğer tarafta ise Almanya ve Avusturya-Macaristan’dan oluşan İttifak Devletleri…

O dönemlerde “Hasta Adam” sıfatı ile anılan Osmanlı Devleti, savaşın başlarında tarafsız kalmış, İtilaf Devletleri’nin yanında savaşa dahil olma talebi ise reddedilmişti. İngilizlerden kaçan iki Alman Savaş gemisinin Osmanlı’ya sığınması ile Osmanlı Devleti de artık savaşın İttifak grubuna dahil olmuştu. Savunma ve taarruz cephelerinde son çırpınışları ile dayanmaya çalışan Osmanlı Devleti’nin savaşın seyrini değiştiren mücadele destanı ise Çanakkale’de yazıldı. 

İtilâf devletleri, Çanakkale Boğazı’nı geçip, boğazları ve İstanbul’u almak, Osmanlı devletini savaş dışı bırakmak ve müttefiki Rusya’ya, boğazlar üzerinden silah ve cephane gönderme amacı ile açtıkları bu cephede yüzyılın direnişi denilebilecek bir savunma ile karşılaşmış, Türk’ün anayurdunda kendi topraklarını korumak için gösterdikleri müdafaa karşısında geri çekilmek zorunda kalmıştır. Çanakkale Savaşı bir “meydan muharebesi” değildir, Gelibolu’da, Anafartalar’da, Arıburnu’nda, Conkbayırı’nda yüz binlerce insanın adeta göz göze geldiği nice kahramanlık hikayelerinin yazıldığı bir siper savaşıdır. 

 

Deniz Muharebesi (19 Şubat – 18 Mart 1915)

Çanakkale Savaşı’nın ilk aşaması, deniz muharebeleriyle başladı. 19 Şubat 1915’te, İtilaf Devletleri donanması Çanakkale Boğazı’na saldırdı. İngiltere ve Fransa’ya ait büyük savaş gemileri, boğazın girişindeki mayınlara rağmen ilerlemeye çalıştı. Ancak, Osmanlı donanması ve kara kuvvetlerinin güçlü savunması karşısında büyük kayıplar verdiler. 1915 yılının soğuk, sert rüzgarlarla savrulan Mart ayında, bir milletin kaderi Çanakkale’de yazılıyordu.

18 Mart’ta, İtilaf Devletleri’nin son bir büyük saldırısı, Osmanlı topçularının etkili savunmasıyla durduruldu. Fransız ve İngiliz gemileri büyük zarar gördü ve bu, denizden boğazı geçmenin imkansız olduğunu ortaya koydu. İşte burada tüm dünya bir kez daha gördü: “ÇANAKKALE GEÇİLMEZ”.

 

Kara Muharebeleri (25 Nisan 1915 – 9 Ocak 1916)

Çanakkale Boğazı’ndan deniz yoluyla ilerleyemeyen İtilaf Devletleri, kara harekâtı başlatmak zorunda kaldılar. 25 Nisan 1915’te, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan (ANZAC) oluşan birlikler, Gelibolu Yarımadası’na çıkarma yaptı. Ardından İngiliz ve Fransız birlikleri de karaya çıkmaya başladı. Ancak Osmanlı İmparatorluğu’nun kuvvetli savunması ve kahramanca direnişi, bu çıkarmaları engelledi. 

Osmanlı İmparatorluğu, Çanakkale’yi savunmak için oldukça güçlü bir direniş gösterdi. Mustafa Kemal ve diğer Osmanlı komutanlarının önderliğinde, özellikle 25 Nisan’da Anafartalar ve Arıburnu’ndaki çatışmalar, İtilaf kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi. Mustafa Kemal, Çanakkale Savaşı’ndaki liderliğiyle ün kazandı ve Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinde önemli hale geldi. “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum!” sözü ile askerlerine verdiği cesaret yüzyıl boyunca hafızalardan silinmedi.

Çanakkale Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu için büyük bir zaferle sonuçlandı. İtilaf Devletleri, boğazı geçemedi ve İstanbul’a ulaşamadılar. Bu zafer, sadece Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşma kararlılığını pekiştirmekle kalmadı, aynı zamanda Türk milletinin bağımsızlık mücadelesine ilham verdi. Mustafa Kemal Atatürk, Çanakkale’de kazandığı zaferle büyük bir askeri lider olarak tanındı. 

Çanakkale Savaşı, aynı zamanda I. Dünya Savaşı’nın seyrini etkileyen önemli bir dönüm noktasıydı. İtilaf Devletleri’nin bu başarısızlığı, savaşın sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüne ve Türk Kurtuluş Savaşı’na zemin hazırladı. Ayrıca, savaşın ardından hem Türk tarihinde hem de dünya tarihindeki yerini koruyan bir kahramanlık destanı yazılmış oldu. Bu yüzdendir ki Çanakkale Savaşı’na Kurtuluş Savaşı’nın önsözü denir. 

Seyit Onbaşı’nın Kahramanlık Hikayesi

Seyit Onbaşı’nın kahramanlık öyküsü, 18 Mart’tan sonraki kara muharebelerinin yoğunlaştığı Mayıs 1915’te Gelibolu Yarımadası’nda gerçekleşti. O dönemde Seyit, Osmanlı ordusunun topçu birliğinde bir onbaşı olarak görev yapıyordu.

Bir gün, İtilaf Devletleri’ne ait Fransız zırhlısı “Brittany”‘nin saldırısına karşı Osmanlı’nın topçuları, boğazı korumak için büyük bir mücadele veriyordu. Bu zırhlı, Osmanlı’nın savunmasını tehdit eden en güçlü gemilerden biriydi. Seyit Onbaşı ve arkadaşları, 270 kg’lık mermileri hedefe doğru fırlatmak için ellerinden geleni yapıyordu.

O gün, top mermileri oldukça ağır ve büyük olduğu için, mermilerin taşınması büyük bir güç gerektiriyordu. Topçu birliğindeki diğer askerler, mermileri yerinden kaldırmakta zorluk çekiyor ve büyük bir çaba sarf ediyorlardı. Ancak, Seyit Onbaşı, bir mucizeyi gerçekleştirerek, bu ağır mermiyi tek başına omuzlayıp taşıdı. O kadar büyük bir kuvvet ve cesaret gösterdi ki, bu 270 kilogramlık mermiyi topa yerleştirdi ve Fransız zırhlısını vurdu. Brittany gemisi büyük hasar aldı. Seyit Onbaşı’nın bu hareketi, sadece o günü değil, tüm Çanakkale Savaşı’nı etkileyen bir dönüm noktası oldu.

Seyit Onbaşı’nın bu kahramanlık hikayesi, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin simgelerinden biri haline geldi. O, sadece fiziksel gücüyle değil, aynı zamanda vatan sevgisi ve cesaretiyle tüm dünyaya örnek oldu. Çanakkale Savaşı sırasında gösterdiği büyük kahramanlık hiçbir zaman unutulmadı.

Çanakkale Destanı, yalnızca bir zafer değil, bir milletin özgürlüğü uğruna verdiği mücadelenin simgesidir. Çanakkale bir diriliştir. Türk askerinin azmi, cesareti ve vatan sevgisiyle yazılan bu destan, bugün hala Türk halkının gurur kaynağıdır. Çanakkale Zaferi’nin 110. yılında başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Çanakkale’de, denizde ve karada emsali duyulmamış bir destan yazan kahraman ordumuzu ve bu destanı yaşatan tüm kahramanlarımızı bir kez daha rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz. 

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Subscribe to My Newsletter

Subscribe to my weekly newsletter. I don’t send any spam email ever!

Subscribe to My Newsletter

Subscribe to my weekly newsletter. I don’t send any spam email ever!