- Psk.meliskolayli
İlişkilerde en sık karşılaşılan dinamiklerden biri, görünmez bir güç savaşının yaşanmasıdır. Genellikle çiftler bunu “kavga etmek”, “inatlaşmak”, ya da “anlaşamamak” olarak tanımlar. Aslında altta yatan şey, bir güç savaşının devam eden ritmidir. Bazen bu savaş açık bir çatışma şeklinde olur; yüksek sesler, geri çekilmeler, soğuk duvarlar… Bazen de sessiz bir şekilde ilerler; küçük imalar, küskünlükler, kontrol çabaları. Her iki durumda da çiftler aslında aynı şeyi ister: Değer görmek, duyulmak ve güvende hissetmek.
Birçok çift, farkında olmadan sevgi zemininde değil, güç zemininde iletişim kurmaya başlar. “Ben daha çok veriyorum.” “Senin yüzünden oldu.” “Neden hep ben uğraşıyorum?” gibi cümleler, ilişkinin duygusal alanından çıkarak bir hesaplaşma alanına dönüştüğünü gösterebilmektedir. Peki bu mücadele neden ortaya çıkar? Birbirini seven iki insan , nasıl olur da sevgiyi bir üstünlük yarışına dönüştürür?

Kontrol ihtiyacı ve Kaybetme Korkusu
Birçok kişi, ilişkide kontrolü elinde tutarak kendini daha güvende hisseder. Partnerinin davranışlarını kontrol etmeye, kıskanmaya, yönlendirmeye başlar. “Eğer ben yönetirsem, incinmem”, “Eğer kontrol edersem, gitmez” gibi düşünceler, geçmişte yaşanan duygusal ihmalin ve güven kırılmalarının bir yansımasıdır. Bu ihmal romantik ilişkilerde kaybetme korkusunu da beraberinde getirir. Bu nedenle kişi çoğu zaman farkında olmadan bu korku ile kontrolü elinde tutmak ister. Ne var ki, kontrol ettikçe sevgi azalır; Bu nedenle de kontrol, sevgiyi değil, korkuyu besler. Ve bu kontrol çabası beklenenin aksine mesafeyi arttırır.

Güç = Değer Algısı
Bazı bireyler için ise güçlü olmak, değerli olmakla eşdeğerdir. Çocuklukta “hassas” olmak, “ağlamak” ya da “yardım istemek” zayıflık olarak görülmüşse, yetişkinlikte kişi duygusal alanını korumak için güçlü görünmeye çalışır. Bu durumda, ilişkide duygusal yakınlık kurmak, bilinçdışı bir tehdit gibi hissedilir. Yakınlık, savunmaları gevşetir ve kişi, çocukluğunda hissettiği o savunmasızlıkla yeniden karşılaşır. Yakınlaşmak yerine geri çekilmek, anlamak yerine savunmak, konuşmak yerine susturmak. Tüm bu davranışlar, “duygusal korunma” çabasının dışa vurumudur.

Görülme ve Onaylanma İhtiyacı
Birçok güç mücadelesinin merkezinde “beni gör, beni duy” isteği vardır. Kişi farkında olmadan, partnerinden çocuklukta alamadığı ilgiyi, onayı veya sevgiyi almaya çalışır. Bu durum, ilişkide rollerin karışmasına yol açar. Partner bir anda “ebeveyn” figürüne dönüşür; kişi ise “çocuk” rolüne kayar. Bu noktada her iki taraf da kendi içsel yaralarını birbirinde yeniden yaşar. Bir taraf “beni görmüyorsun” derken, diğeri “yine yetemedim” hissine kapılır. Böylece ilişki, iki yetişkinin sevgisi olmaktan çıkıp, iki çocuğun anlaşılma çabasına dönüşür.
Kimlik Sınırlarının Belirsizliği
Güç mücadelesi yaşayan çiftlerde sıkça görülen bir diğer durum, ben ve biz sınırlarının karışmasıdır. Kişi kendi ihtiyaçlarını ilişkiye karıştırır, bireyselliğini koruyamaz. “Biz” olmak, “ben”i yutmaya başlar. Bu durumda, taraflardan biri kendi sınırını korumak için direnir ve işte o direnç de genellikle bir güç çatışması olarak görünür. Oysa sağlıklı ilişkilerde bireysellik kaybolmaz; aksine, iki “ben” yan yana durabilir. Birliktelik, ben olmayı da koruyarak ortak bir biz alanı oluşturmaktır.
Birbirine Karşı Değil, Birlikte Güçlü Olmak
Sağlıklı ilişkilerde “güç” bireyler arasında rekabet unsuru değildir. Aksine, iki insanın duygusal olgunluğu sayesinde birbirini güçlendirdiği bir ortaklık haline gelir.
Bu noktada iletişimin niteliği çok belirleyicidir. “Sen zaten hep böylesin” demek yerine, “Ben bu durumda kendimi değersiz hissediyorum” diyebilmek, ilişkide mücadeleyi değil, anlaşılmayı mümkün kılar. Suçlayıcı bir sen dili kullanıldığında karşı tarafta haklılığını göstermek için savunmaya geçer.
İlişki, iki tarafın da içsel çocuğuyla tanıştığı bir alandır. Bu nedenle, mücadeleyi kazanmaya değil, kendinizi ve karşınızdakini anlamaya yönelmek, en gerçek kazanımdır.
Güçlü bir ilişki, kazananı olan bir savaş değil, birlikte öğrenilen bir süreçtir. Ne kadar kontrol etmeye çalışırsak, o kadar kaybederiz. Ne kadar “haklı” olmaya uğraşırsak, o kadar uzaklaşırız. Bu nedenle öncelikle rakip değil, aynı takımın bir parçası olduğunuza inanmalısınız. İlişkinin başından itibaren maskesiz kendiniz olarak, beklentilerinizi ve sorumluluklarını şeffaflıkla konuşabilmelisiniz.
İlişkilerde güç mücadelesi, aslında sevgisizliğin değil, sevilme korkusunun bir göstergesidir. Ne kadar güç gösterisi varsa, altında o kadar kırılganlık vardır. Ve belki de en büyük güç, haklı çıkmakta değil; yumuşak kalabilmeyi sürdürebilmektedir.





